Osmaniye’nin Düziçi ilçesi, yalnızca Düldül Dağı’nın eteklerinde kurulu doğal güzellikleriyle değil, yüzyıllardır sürdürülen Türkmen ve Yörük kültürüyle de dikkat çekiyor. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yayımlanan akademik çalışma, Düziçi’nde yaşayan Varsak Türkmenlerinin yayla göçünü, kullandıkları güzergâhları, göç hazırlıklarını ve yaylalardaki sosyal hayatı ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.
Çukurova Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden Yrd. Doç. Dr. Refiye Şenesen tarafından hazırlanan “Osmaniye/Düziçi’nde Dünden Bugüne Yaylacılık ve Varsak Türkmenlerinin Yayla Göçü” başlıklı araştırma, bölgenin kültürel hafızasına ışık tutuyor.
2011 yılında yayımlanan ve 2000 yılında gerçekleştirilen saha araştırmasına dayanan çalışma; Karacaoğlan-Varsak, Yukarı Hacılar, Kurtbeyoğlu, Karagedik, Haruniye Merkez, Karacaören, Söğütlügöl, Pirsultanlı, Gökçayır ve Hürriyet gibi yerleşimlerde yaylacılığı yaşamış kişilerle yapılan görüşmeleri içeriyor.
DÜZİÇİ YÖRÜKLERİN ESKİ GÖÇ YOLLARINDAN BİRİYDİ
Düldül Dağı’nın eteklerinde kurulan Düziçi, bitki örtüsü, ormanları, kaynak suları ve yüksek rakımlı yaylalarıyla geçmişten günümüze Yörük topluluklarının önemli güzergâhları arasında yer aldı.
İlçenin doğusunda Amanos Dağları’nın uzantıları olan Düldül, Dumanlı ve çevresindeki dağlık alanlar; batısında Karagedik Tepeleri ve Aslantaş Baraj Gölü bulunuyor. İlçenin güneyinde Kanlıgeçit ve Hamus Çayı yer alırken, dağlık bölgelerdeki zengin su kaynakları yaylacılık kültürünün şekillenmesinde önemli rol oynadı.
Tarihî kayıtlara göre Düziçi ve çevresi, 16. yüzyıldan 17. yüzyılın ilk yarısına kadar farklı Türkmen topluluklarının yerleştiği bölgelerden biri oldu. Oğuz boylarından Avşar, Çavuldur, Peçenek, Kızık ve Karkın gibi toplulukların bölgeye gelerek yurt edindiği belirtiliyor.
Bugün Düziçi’nde bulunan Varsak, Bayındırlı ve Yeni Varsak gibi yerleşim adları ile Karkın ve Peçenek gibi mahalle isimleri, bölgenin Oğuz-Türkmen geçmişinin yaşayan izleri olarak değerlendiriliyor.
VARSAKLAR ÇUKUROVA’NIN KÖKLÜ TOPLULUKLARINDAN
Varsak Türkmenleri, tarih boyunca Güney Anadolu Torosları ve Çukurova çevresinde yaşayan önemli Türkmen topluluklarından biri olarak biliniyor. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasındaki mücadelelerde de adlarından söz ettiren Varsakların, geniş bir coğrafyaya yayıldıkları ifade ediliyor.
Araştırmada Düziçi’nin bir Oğuz-Türkmen bölgesi olduğu vurgulanırken, Varsak Türkmenlerinin özellikle Akdere, Yeni Varsak, Gümüş ve Karacaoğlan çevresinde yoğunlaştıkları belirtiliyor.
Düziçi’ndeki Varsakların bir bölümü zaman içerisinde ovaya inerken, bazı topluluklar daha yüksek bölgelerde yaşamayı sürdürdü. Akdere ve Gümüş köylerine yerleşen Varsaklar ağırlıklı olarak tarımla uğraşırken, Yeni Varsak çevresinde yaşayanlar yüksek bölgelerdeki geleneksel yaşam biçimlerini daha uzun süre korudu.
Yer fıstığı başta olmak üzere mısır, buğday ve arpa üretimi, ovaya yerleşen Varsakların önemli geçim kaynakları arasında yer aldı.
YAYLACILIK İKİ AYRI DÖNEMDE DEĞERLENDİRİLDİ
Araştırmada Düziçi’ndeki yaylacılık, “eski yaylacılık” ve “yeni yaylacılık” olmak üzere iki ayrı dönemde ele alındı.
1950 ve 1960’lı yıllara kadar devam eden eski yaylacılık, ağırlıklı olarak hayvancılığa dayanıyordu. O dönemde ova köylerinde yaşayan ailelerin önemli bir bölümü çiftçilikten çok küçükbaş hayvancılıkla uğraşıyordu. Hayvan sürülerinin yaz sıcaklarında ovada tutulmasının zorlaşması, otlakların kuruması, sineklerin çoğalması ve su kaynaklarının azalması, aileleri yaylalara yönlendiriyordu.
Hayvanı bulunmayan aileler de sıcak, susuzluk ve sinekten uzaklaşmak için yaz aylarında yaylalara çıkıyordu.
Düziçi’nde yaylacılığın 1960’lı yıllardan sonra bir süre durakladığı, 1980 ve 1990’lı yıllardan itibaren ise farklı bir anlayışla yeniden canlandığı kaydediliyor. Yeni dönemde yaylaya çıkışın temel amacı hayvancılıktan çok dinlenmek, serinlemek ve yaz aylarını doğayla iç içe geçirmek oldu.
ONLARCA KÖY YAYLALARA GÖÇ EDİYORDU
Geçmişte Ellek, Peçenek, Karagedik, Böcekli, Yazlamazlı, Pirsultanlı, Bayındırlı, Elbeyli, Alibozlu, Bostanlar, Celiller ve Demirciler gibi yerleşimler, yaylacılık yapan eski oba köyleri arasında bulunuyordu.
Karacaoğlan, Kaşobası, Gümüş, Abacılar ve Akdere’de yaşayan Varsak aileleri de yaz aylarında yüksek kesimlere göç ediyordu.
Düldül, Nacar, Hoğdu, Haçbel, Dumanlı, Alıç, Almacığın Yazısı, Mezdağı, Tozlu Yurt, Karakaya, Çeralağı, Beykonan, Üçpınar, Yedioluk, Pöhrek ve Kızılca, göç edilen yaylalardan yalnızca bazılarıydı.
Bu yaylalardaki çam, gürgen, meşe ve ardıç ormanları ile derelerden akan kaynak suları, hem hayvanlar hem de insanlar için elverişli bir yaşam ortamı oluşturuyordu.
Hacılar, Karkın, Kurtlar, Tespi, Gökçayır, Çatak, Söğütlügöl ve Zindağan gibi yüksek rakımlı köylerde yaşayan aileler ise kışlık evlerinden daha yukarıda bulunan tarla başlarına çıkarak yaz aylarını burada geçiriyordu. Aileler bu alanlarda mısır, yulaf, arpa, çavdar, buğday ve çeşitli sebzeler yetiştiriyordu.
YAYLA GÖÇÜ NİSAN AYINDA BAŞLIYORDU
Varsak Türkmenlerinin yaylaya çıkışında temel amaç hayvan sürülerine verimli otlak bulmaktı. Yaylalardaki arazilerde hayvancılığı destekleyecek arpa, çavdar, mısır ve benzeri ürünler yetiştiriliyordu.
Göç hazırlıkları, nisan ayının ilk günlerinde başlıyordu. Obanın ileri gelenleri bir araya gelerek göç gününü kararlaştırıyor, ardından aileler hazırlıklarını tamamlıyordu.
Göç öncesinde çevredeki türbeler ve kutsal kabul edilen mekânlar ziyaret ediliyor, kurbanlar kesiliyor, bolluk ve bereket için dua ediliyordu. Ayrı yaylalara gidecek aileler birbirleriyle helalleşiyor, köyde kalan komşuların elleri öpülüyordu.
Kara çadırların eskiyen bölümleri onarılıyor; kilimler, keçeler, minderler, halılar, yastıklar, giysiler, süt ve peynir yapımında kullanılan kaplar ile temel gıda maddeleri hazırlanıyordu.
Yufka ekmeği, peynir, çökelek, kavurma, süzme yoğurt ve bulgur, göç sırasında kullanılan temel yiyecekler arasında yer alıyordu.
KADINLARIN EMEĞİ GÖÇÜN MERKEZİNDEYDİ
Yayla göçü öncesindeki hazırlıkların önemli bölümünü kadınlar üstleniyordu. Dokumacılık, Yörük ve Türkmen yaşamının temel uğraşlarından biriydi.
Kadınlar çadır, kilim, çuval ve günlük yaşamda kullanılacak çeşitli dokumaları hazırlarken, yaylada ihtiyaç duyulacak yiyecekleri de günler öncesinden yapıyordu.
Erkekler ise şehir merkezinden gerekli malzemeleri alıyor; at, eşek ve katırların semerlerini onarıyor, yüklerin bağlanmasında kullanılan ipleri hazırlıyordu.
Hayvanların aşıları yapılıyor, sürüler damgalanıyor ve sütten kesilen kuzular otlak yaşamına alıştırılıyordu.
Varsak Türkmenleri geçmişte Sabun Çayı üzerindeki su değirmenlerinde un, bulgur, dövme ve arpa-buğday karışımından hazırlanan “mıktanlı” çektiriyordu. Zamanla geleneksel su değirmenlerinin yerini elektrikle çalışan değirmenler aldı.
GÖÇLER 10 İLE 20 GÜN SÜRÜYORDU
Yayla göçü çoğu zaman iki aşamalı gerçekleştiriliyordu. Çobanlar hayvan sürüleriyle önden ilerliyor, ailenin diğer üyeleri ise eşyalarla birlikte arkadan geliyordu.
Hayvanların rahatlıkla otlayabileceği, ana yollardan uzak güzergâhlar tercih ediliyordu. Süt sağımı ve peynir üretimi göç boyunca devam ettiği için ailelerle sürüler arasındaki mesafenin fazla açılmamasına dikkat ediliyordu.
Eski dönemlerde çocuklar ve yaşlılar at ya da eşeklere bindirilirken, ailenin diğer fertleri yolu yürüyerek tamamlıyordu. Yaklaşık 10 ila 20 gün süren yolculuk boyunca uygun alanlarda konaklanıyor, hayvanlar otlatıldıktan sonra daha yüksek bölgelere doğru ilerleniyordu.
Günümüzde ise at, eşek ve katırların yerini büyük ölçüde traktörler, kamyonetler ve özel araçlar aldı.
GÖÇ YOLLARI BİR KÜLTÜR HARİTASI OLUŞTURDU
Varsakların Düziçi’nden yaylalara ulaşmak için kullandığı güzergâh, onlarca tarihî yer adından oluşuyordu.
Göç yolunda Gümüş, Akdere, Varsak, Taşobası, Kızıltarla, İkizdeğirmeni, Şekeroğlu, Zindağan, Çam Korusu, Yukarı Varsak, Tespi Yücesi, Kilise Yeri, Karacaoğlan Mezarı, Varsak Pınarı, Kirazlı Pınarı, Hoğdu Beli, Nacar, Kızlar Yaylası, Çatak, Alıç ve Hoğdu gibi duraklardan geçiliyordu.
Bu isimlerin her biri, yalnızca coğrafi bir noktayı değil; dinlenilen, hayvanların otlatıldığı, çadırların kurulduğu ve kuşaktan kuşağa aktarılan hatıraların yaşandığı bir kültür alanını temsil ediyordu.
Göç yolu aynı zamanda Aydınlı, Tecirli ve farklı Türkmen topluluklarının da kullandığı geniş bir hareket alanıydı. Bazı topluluklar Düziçi sınırlarında yazı geçirirken, bazıları Kahramanmaraş’ın Göksun ve Elbistan yaylalarına kadar ilerliyordu.
NACAR, ALIÇ VE HOĞDU’DA YURT TUTULUYORDU
Varsak aileleri patika yollardan ilerleyerek Sabun Çayı’nın üst kesimlerine ulaşıyor, Gavur Köprüsü’nden geçerek Çatak’ta mola veriyordu.
Yağmur olmadığı zaman açık havada yatılıyor, yağışlı günlerde ise çadırlar kuruluyordu. Ailenin reisi, yabani hayvanlara karşı gece nöbeti tutuyordu.
Çatak’tan sonra Çam Korusu, Bozyurt, Kanlıseki, Kızılkaya ve Tekneli gibi bölgelerde konaklayan Varsaklar, otlakların durumuna göre bazı duraklarda günlerce, hatta bir ay kadar kalabiliyordu.
Göçün önemli duraklarından biri Nacar Yaylası’ydı. Burada topraktan yapılmış evler ve hayvanların barındırıldığı ahırlar bulunuyordu. Varsak aileleri Nacar’da yaklaşık iki ay kaldıktan sonra Alıç Yaylası’na geçiyordu.
Alıç’ta ekinler biçiliyor, harman kaldırılıyor ve elde edilen saman ile buğday yeniden Nacar’daki kışlaklara taşınıyordu. Göçün sonraki durağını ise Hoğdu Yaylası oluşturuyordu.
YAYLALARDA SİNSİN, GÜREŞ VE TÜRKÜLER VARDI
Yayla hayatı yalnızca hayvancılık ve tarımsal üretimden oluşmuyordu. Hoğdu Yaylası’nda çadırlarını kuran Varsak Türkmenleri, akşam saatlerinde büyük ateşlerin çevresinde bir araya geliyordu.
Sinsin oynanıyor, güreşler tutuluyor, yayla ve sevda türküleri söyleniyordu. Davul ve zurna eşliğinde düğünler düzenleniyor, yaylalar kültürel buluşma alanına dönüşüyordu.
Varsakların yaylalarda söyledikleri türkülerde doğa, göç, sevda, ayrılık, su kaynakları ve yayla özlemi öne çıkıyordu. Yaylaların meşeleri, akan suları, çiçekleri ve göç katarları türkülere konu oluyordu.
Hoğdu Yaylası’ndaki “Enişin Dibi” olarak bilinen bölgede Karacaoğlan’ın mezarının bulunduğuna inanılıyordu. Geçmişte Karacaoğlan’ı anmak amacıyla törenler düzenleniyor ve bölgeye halk âşıkları davet ediliyordu.
DÖNÜŞ EYLÜL VE EKİM AYLARINDA YAPILIYORDU
Yaylaya doğru gerçekleştirilen göçe “çıkış”, yayladan kışlağa yapılan göçe ise “dönüş” adı veriliyordu.
Varsak aileleri yaylalarda yaklaşık dört ay kalıyor, havaların soğumasıyla birlikte eylül ve ekim aylarında Düziçi’ndeki evlerine dönüyordu.
Dönüş yolculuğu, yüksek kesimlerden ovaya doğru gerçekleştirildiği için yaylaya çıkıştan daha kısa sürüyordu. Yaylada üretilen peynir, yağ, tahıl ve diğer ürünler de ailelerle birlikte köylere taşınıyordu.
HAYVANCILIK YERİNİ DİNLENME AMAÇLI YAYLACILIĞA BIRAKTI
Düziçi’nde sulama imkânlarının gelişmesi, Sabun Çayı’nın sularının kanallarla ovaya taşınması ve artezyen kuyularının açılması, geleneksel yaylacılık üzerinde önemli değişiklikler meydana getirdi.
Ovanın sulanmasıyla tarımsal üretim arttı. Daha önce sıcaklık, kuraklık ve susuzluk nedeniyle yaylaya çıkmak zorunda kalan aileler, köylerinde kalmaya başladı.
Tarım araçlarının yaygınlaşması ve ekonomik hayatın değişmesiyle küçükbaş hayvancılık azaldı. Böylece hayvanları otlatmak ve geçimi sağlamak amacıyla gerçekleştirilen yayla göçü, zaman içerisinde dinlenme ve tatil amaçlı yaylacılığa dönüştü.
Yaylalara yollar yapılması, elektrik ve telefon hizmetlerinin ulaşmasıyla modern evler inşa edilmeye başlandı. Atlar, eşekler ve develerle yapılan günler süren göçlerin yerini araçlarla gerçekleştirilen kısa yolculuklar aldı.
BETONLAŞMA YAYLALAR İÇİN TEHDİT OLUŞTURUYOR
Akademik çalışmada yaylalardaki dönüşümün doğal çevre üzerindeki etkilerine de dikkat çekiliyor. Geçmişte meşe ağaçları, ormanlık alanlar ve kara çadırlarla anılan yaylalarda betonarme yapıların çoğalmaya başladığı belirtiliyor.
Dinlenme amacıyla yaylalara çıkan nüfusun artması; çevre kirliliği, orman alanlarının zarar görmesi ve geleneksel yayla dokusunun kaybolması gibi sorunları beraberinde getiriyor.
Araştırma, yaylacılık kültürünün korunmasının yalnızca geçmişe duyulan özlemden ibaret olmadığını gösteriyor. Göç yolları, yer adları, türküler, dokumalar, yemekler, çadır kurma biçimleri ve toplumsal dayanışma gelenekleri, Düziçi’nin kültürel kimliğinin önemli parçalarını oluşturuyor.
DÜZİÇİ’NİN YAŞAYAN KÜLTÜREL MİRASI
Varsak Türkmenlerinin yayla göçü, doğayla uyumlu yaşamın, üretimin ve dayanışmanın kuşaktan kuşağa aktarılan örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bir zamanlar günlerce süren göçlerde hayvan sesleri, kervanlar, kara çadırlar ve yayla türküleriyle canlanan yollar, bugün büyük ölçüde araçlarla aşılmasına rağmen kültürel hafızadaki yerini koruyor.
Düziçi’nde eski yaylacılıktan geriye kalan yer adları, aile hatıraları, türküler ve gelenekler; bölgenin yalnızca doğal güzellikleriyle değil, köklü Türkmen kültürüyle de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Varsakların Nacar, Alıç ve Hoğdu’ya uzanan göç hikâyesi, Osmaniye’nin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken en önemli kültürel miraslarından biri olmayı sürdürüyor.
Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Refiye Şenesen, “Osmaniye/Düziçi’nde Dünden Bugüne Yaylacılık ve Varsak Türkmenlerinin Yayla Göçü”, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 20, Sayı 1, 2011, s. 267-286. Çalışmadaki saha görüşmeleri 2000 yılında gerçekleştirilmiştir.





