1958’de Bahçe İstasyonu’nda Başlayan Çocukluk

Yıl 1958… Toroslar’ın eteklerinde, dağların arasına saklanmış Bahçe İstasyonu, o dönemin çocukları için yalnızca trenlerin durup kalktığı bir ulaşım noktası değil, aynı zamanda hayatın bütün renklerinin yaşandığı bir yuva niteliğindeydi. Taş binası, ambarı, balkonlu üst katı ve günün her saatinde duyulan tren sesleriyle istasyon, çevresindeki çocukların hafızasında derin izler bıraktı.

Cengiz Yetiş’in babası, o yıllarda Bahçe İstasyonu’nun şefiydi. Yetiş ve ailesi, ambarın üzerindeki balkonlu üst katta yaşıyordu. Sabahları kara trenlerin düdük sesleriyle uyanan aile, istasyonun hareketli atmosferi içinde günlük yaşamını sürdürüyordu.

O dönemde istasyon, yalnızca demiryolu çalışanlarının görev yaptığı bir yer değildi. Çocukların oyun alanı, ailelerin geçim kapısı ve yolcuların kısa süreli de olsa nefes aldığı canlı bir buluşma noktasıydı.

Bahçe İlkokulu’na Uzanan Uzun Yollar

Cengiz Yetiş, her sabah çantasını sırtına alarak istasyondan ilçe merkezindeki Bahçe İlkokulu’na yürüyerek gidip geliyordu. O yıllarda okul ile istasyon arasındaki yol, çocuklar için bugünkü gibi ulaşım araçlarıyla aşılmıyordu. Kilometrelerce süren yürüyüşler, günlük hayatın doğal bir parçasıydı.

Yetiş’in anlatımında bu yollar, yalnızca mesafesiyle değil, taşıdığı anılarla da öne çıkıyor. Çocukluk döneminde uzak görünen yollar, zamanla yorulmadan yürünülen, çevresi ve doğasıyla hatırlanan güzergâhlara dönüştü.

Okul dönüşünde ise istasyondaki hareketlilik yeniden başlıyordu. Derslerin ardından istasyon çevresinde koşturan çocuklar, trenlerin gelişini bekliyor, rayların etrafında kendilerine özgü bir hayat kuruyordu.

Kara Trenlerin Kömür Kokusu Çocukluğun Bir Parçasıydı

1958 yılında Bahçe İstasyonu’nda yalnızca devasa buharlı lokomotifler görev yapıyordu. Trenler yaklaşırken duyulan tok sesler, rayların titreşimi ve havaya yayılan kömür kokusu, istasyonun günlük yaşamının ayrılmaz parçalarıydı.

Kadirli Dağcılarından Berit Dağı’nda Demokrasi Ve Milli İrade Tırmanışı
Kadirli Dağcılarından Berit Dağı’nda Demokrasi Ve Milli İrade Tırmanışı
İçeriği Görüntüle

Buharlı lokomotifler istasyona geldiğinde çevreyi yoğun bir hareketlilik kaplıyordu. Lokomotiflerin ateş püskürten görüntüsü, çocuklar için hem etkileyici hem de alışılmış bir manzaraydı. Trenlerin geçişi sırasında rayların arasına düşen kor hâlindeki kömür parçaları ise istasyon çocukları için önemli bir uğraşa dönüşüyordu.

Cengiz Yetiş, o dönemde çocukların en önemli görevlerinden birinin, lokomotiflerden dökülen ve hâlâ sıcaklığını koruyan kömürleri toplamak olduğunu anlatıyor. Bu kömürler, yalnızca bir trenin geride bıraktığı atık değil, evlerin ısınması ve günlük ihtiyaçların karşılanması açısından değerli bir yakacak olarak görülüyordu.

Toplanan Kömürler Evlerde Maltızlarda Yakılıyordu

İstasyon çevresinde toplanan kömürler eve taşınıyor ve maltızlarda yakılıyordu. Tenekeden veya dökümden yapılan ayaklı ocaklar, o dönemin evlerinde önemli bir yere sahipti. Isınmadan yemek pişirmeye, su ısıtmadan çamaşır kaynatmaya kadar pek çok iş bu ocakların üzerinde gerçekleştiriliyordu.

Anneler, maltızların üzerinde çamaşır kazanlarını kaynatıyor, evin ihtiyaç duyduğu suyu ısıtıyor ve ocağın sağladığı sıcaklıktan yararlanıyordu. Bugün günlük yaşamdan büyük ölçüde silinen maltızlar, o dönemin ev ekonomisinin ve dayanışma kültürünün önemli unsurlarından biriydi.

Yetiş’in anılarında maltızın üzerinde pişen ekmeğin kokusu, kaynayan çamaşır suyunun buharı ve kömür ateşinin sıcaklığı özel bir yer tutuyor. Bu ayrıntılar, geçmişteki yaşamın yalnızca zorluklarını değil, aynı zamanda kendine özgü kokularını, seslerini ve sıcaklığını da ortaya koyuyor.

Bahçe İstasyonu Yolcular İçin Küçük Bir Pazar Yeriydi

İstasyon hayatı okul ve evle sınırlı değildi. Yolcu trenlerinin durduğu saatlerde Bahçe İstasyonu, adeta küçük bir pazar yerine dönüşüyordu. Çocuklar ellerinde maşramalarla trenlere koşuyor, vagonlardaki yolculara su ulaştırmaya çalışıyordu.

O dönemde tren yolculukları uzun sürüyor, yolcular özellikle sıcak havalarda suya ihtiyaç duyuyordu. İstasyon çocukları da bu ihtiyacı karşılamak için ellerindeki maşramalarla vagonların arasında dolaşıyordu. Bir maşrama su, yolcular için kısa ama önemli bir rahatlama anlamına geliyordu.

İstasyon çevresinde yumurta, ekmek ve ayran da satılıyordu. Dağ köylerinden katırlarla getirilen taze narlar, tren yolcularına sunulan ürünler arasında yer alıyordu. Böylece istasyon, hem yolcuların ihtiyaçlarını karşıladığı hem de yöre halkının ürünlerini değerlendirdiği bir geçim alanı haline geliyordu.

Dağ Köylerinden Getirilen Narlar Tren Yolcularına Satılıyordu

Bahçe’nin dağ köylerinden katırlara yüklenerek getirilen taze narlar, istasyon çevresindeki ticari hareketliliğin dikkat çeken ürünlerinden biriydi. Çocuklar ve aileler, ellerindeki yerel ürünleri tren yolcularına sunarak küçük de olsa bir gelir elde etmeye çalışıyordu.

Yumurta, ekmek, ayran ve nar gibi ürünlerin tren yolcularına satılması, o dönemde istasyon ile çevre yerleşimler arasındaki ekonomik bağın ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. Demiryolu, yalnızca insan ve eşya taşımıyor; aynı zamanda köylerde üretilen ürünlerin farklı yerlere ulaşmasına da aracılık ediyordu.

Bu hareketlilik, çocukların da hayatın sorumluluklarını erken yaşta tanımasına neden oluyordu. Okuldan sonra istasyonda çalışan, ürün satan, kömür toplayan ve yolculara su taşıyan çocuklar, günlük hayatın içinde emek vermeyi öğreniyordu.

Islıkla Omza Konan Keklik

Cengiz Yetiş’in 1958 anılarında doğayla iç içe yaşamın bir başka örneği de babasına ait keklikti. Yetiş’in anlatımına göre babasının asil bir kekliği bulunuyordu. Keklik serbest bırakıldığında ormanda dilediğince dolaşıyor, daha sonra babasının tek bir ıslığıyla geri dönerek onun omzuna konuyordu.

Bu ayrıntı, o dönemde insanlarla doğa arasındaki ilişkinin ne kadar yakın olduğunu gösteren çarpıcı bir hatıra olarak öne çıkıyor. İstasyonun çevresindeki ormanlar, dağlar ve yaban hayatı, çocukların gündelik yaşamının doğal bir parçasıydı.

Bahçe İstasyonu’nda geçen bu çocukluk, bir yandan uzun okul yolları, kömür toplama ve geçim mücadelesiyle şekillenirken diğer yandan tren sesleri, taze narlar, maltız ateşi ve doğayla kurulan güçlü bağlarla hatırlanıyor.

Kara Trenlerin Gölgesinde Kalan Bir Çocukluk

Cengiz Yetiş’in 1958 yılına dair anıları, Bahçe İstasyonu’nun geçmişteki yaşamına ışık tutuyor. Bugün büyük ölçüde değişen ulaşım koşulları, ev yaşamı ve günlük alışkanlıklar, o dönemde istasyon çevresinde yaşayan insanların hayatında bambaşka bir biçimde varlık gösteriyordu.

Kara trenlerin düdükleriyle başlayan günler, okul yollarında süren yürüyüşler, rayların arasından toplanan kömürler, maltızda pişen ekmekler ve tren yolcularına satılan yöresel ürünlerle devam ediyordu.

Bu anılar, yalnızca bir çocuğun geçmişine değil, aynı zamanda 1958 yılındaki Bahçe’nin sosyal ve ekonomik hayatına da tanıklık ediyor. Toroslar’ın eteklerinde, trenlerin ve doğanın iç içe geçtiği o yıllar, Cengiz Yetiş’in hafızasında emek, dayanışma ve doğayla iç içe bir çocukluk olarak yaşamaya devam ediyor.

Muhabir: Resul Özdil