Karaburun’un rüzgârı sert eser. İnsanın yüzüne denizin tuzunu, kayalıklara çarpan dalgaların kokusunu, dağların bağrından kopup gelen o keskin kekik kokusunu taşır.
Sonbaharın kapıya dayandığı günlerde ise doğada başka bir telaş başlar. Yaz boyunca mor, pembe ve beyaza çalan çiçekleriyle kayalıkları süsleyen Girit Sateri, artık çiçeklerini geride bırakmış; kurumuş, esmerleşmiş küçük çanaklarının içinde gelecek yılın umudunu saklamaya başlamıştır: Tohumlarını...
Girit Adası’ndan Ege kıyılarına ve Karaburun Yarımadası’na uzanan bu kadim coğrafyanın bitkilerinden olan Girit Sateri, denizden gelen iyotlu rüzgârlarla güneşte ısınmış kayalıkların buluştuğu yerlerde yaşamını sürdürür.
Keskin, reçinemsi ve güçlü aromasıyla klasik kekikten ayrılır. Onu bir kez koklayan, doğanın küçücük bir bitkinin içine ne kadar yoğun bir karakter sığdırabildiğini fark eder.
Bir Avuç Tohum, Bir Ömürlük Hafıza
Kuruyan çanakları parmakların arasında ovuşturup küçücük, esmer tohumları avucunuza döktüğünüzde insan ister istemez düşünüyor.
Çevremizde gördüğümüz güzelliklerin hep orada kalacağına ne kadar kolay inanıyoruz.
O kekik çalısının her bahar aynı kayanın kovuğundan yeniden çıkacağını, her yaz aynı kokuyu rüzgâra bırakacağını, gelecek kuşakların da bizim gördüğümüz manzarayı göreceğini düşünüyoruz.
Oysa doğa sonsuz değil.
Bir gün aynı yerden bir yol geçebilir. Kontrolsüz otlatma olabilir. Kuraklık yıllarca sürebilir. Yangın çıkabilir ya da zaman, hiçbir gürültü çıkarmadan yaşam alanını değiştirebilir.
Sonra yıllardır orada olduğunu bildiğiniz bir bitkiye bakarsınız ve artık yoktur.
Bir türün veya yerel bir bitki topluluğunun kayboluşu çoğu zaman büyük bir gürültüyle gerçekleşmez.
Sessiz olur.
Kimse fark etmeden azalır, seyrekleşir ve bir gün bir daha çiçek açmamak üzere doğadan çekilebilir.
Tohum Toplamak Geleceğe Mektup Yazmaktır
İşte bu nedenle tohum toplamak yalnızca bahçıvanlık ya da tarımsal bir uğraş değildir.
Bazen geleceğe yazılmış küçük bir mektuptur.
O küçücük tohumları toplamak, ayıklamak, kurutmak ve uygun şartlarda saklamak; henüz gelmemiş bir bahara verilen söz gibidir.
Bitkiye:
“Seni unutmuyorum.”
“Senin hafızanı taşıyorum.”
“Bir gün yeniden toprakla buluşman için seni koruyorum.”
demektir.
İnsanlık binlerce yıldır medeniyetler kurdu, şehirler inşa etti, savaşlar yaşadı, ülkeler ve sınırlar değişti. Ancak insanın en eski miraslarından biri, belki de avucuna sığabilecek kadar küçük olan tohumlarda yaşamaya devam etti.
Her tohum, geçmişten geleceğe gönderilmiş biyolojik bir mesaj gibidir.
Toprağın nasıl olduğunu, iklimi, dayanıklılığı ve yaşamın devam etme isteğini kendi içinde taşır.
Cam Kavanozda Bekleyen Bir Bahar
Karaburun’un dışarıdan bakıldığında çorak görünen ancak içinde büyük bir doğal zenginlik barındıran kayalıklarından toplanan Girit Sateri tohumları şimdi küçük kapların içinde kendi zamanlarını bekliyor.
Belki aylar, belki yıllar sonra yeniden toprağa düşecekler.
İlk yağmur damlasını hissedecekler.
Toprak yumuşayacak.
Küçücük bir kök aşağıya, incecik bir filiz yukarıya doğru ilerleyecek.
Ve belki bir gün Karaburun’un sert rüzgârı yeniden o kekiklerin arasından geçerek aynı keskin kokuyu dağlara ve denize taşıyacak.
İşte o zaman küçücük bir tohumun aslında ne kadar büyük bir şeyi sakladığı daha iyi anlaşılacak.
Çünkü tohum yalnızca yeni bir bitkinin başlangıcı değildir.
Bir coğrafyanın hafızasıdır.
Bir kokunun devamıdır.
Bir sofranın hatırasıdır.
Bir ekosistemin geleceğidir.
Ve belki de insanoğlunun doğaya karşı taşıdığı en önemli sorumluluklardan biridir.
Çevremizdeki güzellikler kendiliğinden sonsuz değilse, onları geleceğe taşıma sorumluluğu biraz da bizim ellerimizdedir.





