Siyasal iletişimci Ceren Kumbasar Mumay, Meltem TV ekranlarında yayımlanan programda Türkiye’nin gündemindeki seçim sistemi tartışmalarını, muhalefetin seçim stratejisini ve olası erken seçim senaryolarını değerlendirdi.
Programda seçim yasasında yapılması muhtemel değişikliklerin küçük partiler ve Türkiye Büyük Millet Meclisindeki temsil dengesi açısından doğurabileceği sonuçlar ele alındı. Seçim barajı, seçim çevreleri ve D’Hondt sistemi üzerinden görünürde çoğulculuğu artıran bazı düzenlemelerin uygulamada farklı sonuçlar ortaya çıkarabileceği ifade edildi.
Muhalefet Baskın Seçime Hazır mı?
Programın ilk bölümünde muhalefetin olası bir erken veya baskın seçime ne ölçüde hazır olduğu tartışıldı. Seçim gününde sandıkların korunması, müşahit organizasyonu, oyların sayılması ve sonuçların takibi gibi konuların şimdiden planlanması gerektiği belirtildi.
Geçmiş seçimlerde Oy ve Ötesi gibi gönüllü platformların üstlendiği görevler hatırlatılırken muhalefet partilerinin sandık güvenliğini sağlayabilecek geniş ve eğitimli bir kadro oluşturup oluşturmadığı sorusu gündeme getirildi.
Anayasa değişikliği tartışmalarının sıklıkla kamuoyunun gündemine taşındığını belirten Mumay, buna karşılık Siyasi Partiler Kanunu, seçim sistemi ve seçim sürecine ilişkin düzenlemelerin yeterince tartışılmadığını söyledi.
“En Temel Meselelerden Biri Seçim Yasası”
Seçim yasasının Türkiye’de konuşulması gereken temel konular arasında bulunduğunu belirten Mumay, 2024 yerel seçimlerinin ardından iktidar ve muhalefet cephesindeki dengelerin yeniden şekillendiğini ifade etti.
Mumay, 2024 yerel seçimlerinden sonra muhalefeti dağıtmaya, siyasi isimleri etkisizleştirmeye ve muhalif aktörleri kamuoyu önünde tartışmalı hale getirmeye yönelik bir siyasi strateji izlendiğini savundu.
Türkiye’nin savaşların ve güvenlik sorunlarının yaşandığı bir coğrafyaya yakın olduğuna dikkat çeken Mumay, güvenlik gündeminin seçmen davranışları üzerinde etkili olabileceğini dile getirdi.
CHP ile DEM Parti Arasındaki Siyasi Zemin
Programda CHP ile DEM Parti arasındaki siyasi ilişki ve bu ilişkinin olası bir seçimde nasıl şekillenebileceği de ele alındı.
Ekrem İmamoğlu’nun “Türkiye İttifakı” olarak adlandırdığı modelin 2024 yerel seçimlerinde özellikle kentli Kürt seçmenler arasında karşılık bulduğunu belirten Mumay, bu modelin muhalefete önemli bir seçmen desteği sağladığını söyledi.
DEM Parti’nin yeni siyasi süreçle birlikte muhalefetin oluşturduğu zeminden kurumsal olarak uzaklaşmak zorunda kalabileceği bir ortam oluşabileceğini savunan Mumay, böyle bir durumda seçim yasasının çok daha önemli hale geleceğini ifade etti.
Seçim Barajı Düşerse Küçük Partiler Ne Yapacak?
Ceren Kumbasar Mumay, seçim barajının daha fazla düşürülmesi durumunda küçük partilerin kendi kimlikleriyle seçime girme eğiliminin güçlenebileceğini belirtti.
Bir partinin seçim barajını kendi başına geçebileceğine inanması veya hazine yardımına hak kazanmak istemesi halinde başka partilerle ittifak kurmak yerine bağımsız hareket edebileceğini söyleyen Mumay, bunun muhalefet oylarının parçalanmasına yol açabileceğini dile getirdi.
Çok sayıda partinin seçime katılmasının ilk bakışta demokratik çoğulculuk olarak değerlendirilebileceğini belirten Mumay, önemli olanın bu partilerin Mecliste etkili biçimde temsil edilmesi olduğunu vurguladı.
D’Hondt Sistemi Küçük Partileri Nasıl Etkiliyor?
Türkiye’de milletvekili dağılımı seçim çevreleri üzerinden D’Hondt sistemi kullanılarak yapılıyor. Mumay, mevcut seçim çevreleri ve D’Hondt yöntemi değişmeden yalnızca seçim barajının düşürülmesinin küçük partilere beklenen temsil imkânını sağlamayabileceğini söyledi.
Küçük partilerin hazine yardımı alabilecek ve seçimlere kendi adlarıyla katılabilecek duruma gelseler bile birçok seçim çevresinde milletvekili çıkaramayabileceğini belirten Mumay, şu değerlendirmede bulundu:
“Görünürde demokrasi ve çoğulculuk adına bir adım atılmış gibi davranılabilir. Ancak mevcut seçim çevreleri ve D’Hondt sistemiyle küçük partilerin Mecliste fiilî temsil imkânı oldukça sınırlı kalabilir.”
Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir ittifakı destekleyen küçük partilerin milletvekili seçimlerine bağımsız katılması durumunda parlamentoda temsil hakkı kazanamayabileceğini belirten Mumay, seçim çevrelerinin nasıl hesaplanacağının da kamuoyuna ayrıntılı biçimde anlatılması gerektiğini ifade etti.
2002 Seçimlerinin Sandalye Dağılımına Etkisi
Programda 2002 genel seçimleri de seçim sisteminin sonuçlara etkisini göstermek amacıyla örnek verildi.
O dönem uygulanan yüzde 10’luk seçim barajı nedeniyle MHP ile bazı siyasi partilerin Meclis dışında kaldığı hatırlatıldı. AK Parti’nin yaklaşık yüzde 34 oyla 363 milletvekili çıkardığı ve Mecliste yaklaşık yüzde 66 oranında temsil gücü elde ettiği belirtildi.
Bu örnek üzerinden seçim barajı ile milletvekili dağılım sisteminin, alınan oy oranından çok daha yüksek bir sandalye gücü oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Küçük partilerin barajın hemen altında kalması durumunda milyonlarca oyun Mecliste karşılık bulamayabileceği ve sandalye dağılımının büyük partilerin lehine değişebileceği ifade edildi.
“Sandık Güvenliği Şimdiden Planlanmalı”
Programın önemli başlıklarından biri de sandık güvenliği oldu. Geçmişte bazı seçim sonuçlarına ilişkin itirazların güvenlik birimlerine kadar taşındığı, parti görevlileri ve vatandaşların oy çuvallarının başında beklemek zorunda kaldığı örnekler hatırlatıldı.
Mumay, yalnızca seçim günü sandıklara müşahit göndermenin yeterli olmayacağını; oy verme öncesinden sonuçların sisteme girilmesine kadar bütün sürecin planlanması gerektiğini belirtti.
Muhalefetin seçim yasasında yapılabilecek değişiklikleri yakından takip etmesi, her ihtimale göre senaryolar oluşturması ve seçim günü görev yapacak kişileri önceden eğitmesi gerektiği ifade edildi.
“Kutuplaşma Bir Seçimle Sona Ermez”
Ceren Kumbasar Mumay, programın son bölümünde Türkiye’deki siyasi ve toplumsal kutuplaşmayı değerlendirdi.
İktidar değişikliğinin ülkedeki kutuplaşmayı kendiliğinden sona erdirmeyeceğini belirten Mumay, uzun yıllar içinde oluşan kırılmaların tek bir seçim sonucuyla ortadan kalkmasının mümkün olmadığını söyledi.
Seçim sonrasında bir kesimin uzlaşma ve kucaklaşma talep edebileceğini ancak diğer kesimde biriken öfkenin devam edebileceğini ifade eden Mumay, yeni dönemde toplumsal uzlaşmanın ayrıca inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekti.





