Osmaniye’nin binlerce yıllık tarihini, kültürel değerlerini, coğrafi özelliklerini, toplumsal yapısını ve Millî Mücadele’deki yerini farklı yönleriyle inceleyen “Osmaniye Araştırmaları I” adlı eser, şehir üzerine hazırlanan önemli akademik kaynaklar arasında yer alıyor.
Ümmügülsüm Candeğer ve Huriye Emen’in editörlüğünde hazırlanan kitap, Mayıs 2020’de Gazi Kitabevi tarafından yayımlandı. Toplam 381 sayfadan oluşan eser; 15 bilimsel makale ile eski Osmaniye fotoğraflarının yer aldığı özel bir arşiv bölümünü bir araya getiriyor.
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve Çankırı Karatekin Üniversitesinden akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan kitap, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi dönemin Rektörü Prof. Dr. Murat Türk’ün takdim yazısıyla başlıyor.
Eser hakkında Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Cumhuriyet Tarihi Ana Bilim Dalı yüksek lisans öğrencisi Gizem Kocakılıç tarafından kaleme alınan değerlendirme, Tarih Kritik dergisinin Nisan 2022 tarihli sayısında yayımlandı.
Yerel tarihten Türkiye tarihine açılan kapı
Yerel tarih araştırmaları, bir şehrin yalnızca geçmişte yaşadığı siyasi gelişmeleri değil; geleneklerini, inançlarını, ekonomik hayatını, yerleşim biçimlerini ve toplumsal dönüşümünü de ortaya çıkarıyor.
“Osmaniye Araştırmaları I” adlı çalışma da Osmaniye’yi yalnızca idari sınırları içerisinde ele almakla kalmıyor. Kentin Çukurova, Doğu Akdeniz, Anadolu, Suriye ve Gülek Boğazı güzergâhlarıyla kurduğu tarihî ilişkiyi de inceliyor.
Çukurova’nın doğusunda bulunan Osmaniye, Anadolu’nun doğusu ve güneydoğusu ile Akdeniz kıyıları arasındaki bağlantı noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Şehrin stratejik konumu, verimli tarım arazileri ve önemli geçiş güzergâhları üzerinde bulunması, farklı dönemlerde çok sayıda medeniyetin bölgeye hâkim olmak istemesine neden oldu.
Kitapta bu stratejik konumun Osmaniye’nin kültür, ekonomi, nüfus ve yerleşim yapısı üzerindeki etkileri farklı bilim dallarının bakış açısıyla değerlendiriliyor.
Osmaniye’nin kültür varlıkları kayıt altına alındı
Kitabın “Osmaniye İlinin Kültür Varlıkları” başlıklı ilk bölümü Ferdi Akbaş ve Ümmügülsüm Candeğer tarafından kaleme alındı.
Bu bölümde “Kaleler Şehri” olarak bilinen Osmaniye’de bulunan kaleler, camiler, kiliseler, ibadethaneler, müzeler, köprüler, hamamlar ve çeşmeler coğrafi bir yaklaşımla inceleniyor.
Osmaniye’nin kültür varlıklarının yalnızca tarihî yapılar olmadığı; aynı zamanda şehrin geçmişi, toplumsal hayatı ve kültürel kimliği hakkında önemli bilgiler taşıdığı vurgulanıyor.
Karatepe-Aslantaş’ın keşif hikâyesi anlatılıyor
İrfan Tuğcu tarafından hazırlanan ikinci bölümde, Osmaniye’nin Kadirli ilçesi sınırlarında bulunan Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi ve Azatiwataya yerleşimi ele alınıyor.
Hitit İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından Anadolu’da ortaya çıkan siyasi ve kültürel yapılar incelenirken Karatepe-Aslantaş yerleşiminin keşfedilmesine uzanan süreç ayrıntılarıyla anlatılıyor.
Prof. Dr. Helmuth Theodor Bossert, Halet Çambel ve Uluğ Bahadır Alkım’ın Hitit kervan yollarını belirlemek amacıyla yürüttüğü çalışmalar sırasında keşfedilen yerleşimin surları, anıtsal kapıları, mimari kabartmaları ve yazıtları değerlendiriliyor.
Kabartmaların dönemin günlük yaşamı, inanç sistemi, savaşları, törenleri ve yönetim anlayışı hakkında önemli bilgiler verdiğine dikkat çekiliyor.
Kastabala sikkeleri kentin hayatını anlatıyor
Fatih Erhan’ın kaleme aldığı “Hierapolis-Kastabala Sikkeleri” başlıklı bölüm, Osmaniye’nin antik kentlerinden Kastabala’nın tarihini sikkeler üzerinden inceliyor.
Milattan önce 2’nci yüzyıldan milattan sonra 3’üncü yüzyıla kadar uzanan döneme ait sikkeler üzerinde bulunan tanrı, tanrıça, kral, imparator, bitki, hayvan ve tapınak tasvirleri değerlendiriliyor.
Sikkelerde yer alan Tykhe, Perasia, Dionysos, Zeus, Athena, Hygieia, Nike, Helios ve Herakles gibi figürlerin yanı sıra kartal, çam ağacı, palmiye, meşale, çelenk ve tapınak tasvirleri üzerinden Kastabala’nın inanç, ekonomi ve toplum yapısına ilişkin bilgiler sunuluyor.
Bölümün sonunda sikkelerin fotoğraflarına yer verilmesi, çalışmayı aynı zamanda önemli bir katalog haline getiriyor.
Osmaniye’nin coğrafyası ve turizm potansiyeli
Ferdi Akbaş tarafından hazırlanan “Osmaniye İlinin Genel Coğrafi Özellikleri” başlıklı bölümde şehrin dağları, ovaları, tepeleri, akarsuları, bitki örtüsü ve toprak yapısı ele alınıyor.
Bölümde ayrıca Osmaniye’nin nüfus yapısı, yaş ve cinsiyet dağılımı, okuryazarlık oranı, temel geçim kaynakları, ekonomik faaliyetleri ve arazi kullanım biçimleri inceleniyor.
Osmaniye’nin tarihî ve doğal zenginliklerinin turizme istenilen düzeyde kazandırılamadığına dikkat çekiliyor. Bunun en önemli nedenlerinden birinin tanıtım eksikliği olduğu belirtilirken şehrin turizm potansiyelinin planlı çalışmalarla daha görünür hale getirilebileceği ifade ediliyor.
Kalelerin askerî ve ticari önemi
Ayşe Atıcı Arayancan tarafından kaleme alınan bölümde, Orta Çağ’da Osmaniye ve çevresinde bulunan kalelerin askerî ve ticari görevleri inceleniyor.
Bizans, Selçuklu, Ermeni, Haçlı, İlhanlı, Memlük, Osmanlı ve Ramazanoğulları dönemlerinde bölgede yaşanan hâkimiyet mücadeleleri, güç dengeleri ve tarihî yol güzergâhları ele alınıyor.
Osmaniye çevresindeki kalelerin yalnızca savunma amacıyla kullanılmadığı, aynı zamanda ticaret yollarını ve geçitleri kontrol eden stratejik merkezler olduğu ortaya konuluyor.
Suriye güzergâhı ile Gülek Boğazı’nın bölgedeki kalelerin önemini artıran başlıca unsurlar arasında bulunduğu belirtiliyor.
Cebel-i Nur Zaviyesi’nin yüzyıllık kayıtları
Huriye Emen tarafından hazırlanan bölümde, Osmanlı Devleti’nin yerleşim politikalarında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler ele alınıyor.
Cebel-i Nur Zaviyesi örneği üzerinden 1519 ile 1854 yılları arasındaki gelir ve gider kayıtları, zaviye yönetimi, muhasebe işlemleri ve karşılaşılan idari sorunlar inceleniyor.
Bu bölüm, Osmaniye’deki vakıf kurumlarının yüzyıllar içerisindeki ekonomik ve toplumsal devamlılığını göstermesi bakımından önem taşıyor.
Osmaniye’de yaşayan aşiretler incelendi
Hüseyin Hilmi Aladağ’ın kaleme aldığı bölümde, 19’uncu yüzyılda Osmaniye ve çevresinin genel durumu aşiretler, isyanlar, ıslah çalışmaları ve iskân politikaları üzerinden anlatılıyor.
Bölgede Kınık, Bayat ve Yüreğir boylarının yanı sıra Avşar, Varsak, Reyhanlı, Sırkıntılı, Tacirli, Cerid, Bozdoğan, Ulaşlı ve Kozanoğulları gibi toplulukların yaşadığı belirtiliyor.
Fırka-i Islahiye’nin 1865 yılında bölgeye gelmesinin ardından konargöçer toplulukların yerleşik hayata geçirilmesi, yeni köylerin oluşturulması ve devlet otoritesinin yeniden kurulması süreci inceleniyor.
Bölgedeki köy ve nahiyelerin nüfus yapısının tablolarla gösterilmesi, Osmaniye’nin 19’uncu yüzyıldaki toplumsal yapısının anlaşılmasına katkı sağlıyor.
Cebel-i Bereket’in toplumsal yapısı
Kitapta Cebel-i Bereket Sancağı’nda yaşayan gayrimüslim toplulukların 1882-1915 yılları arasındaki imar faaliyetlerine de yer veriliyor.
Burak Kocaoğlu tarafından hazırlanan bölümde kilise ve okul inşaatları, Cizvit papazları ile Protestan misyonerlerin çalışmaları ve Osmanlı yönetiminin bu faaliyetlere ilişkin uyguladığı izin süreçleri değerlendiriliyor.
Böylece Osmaniye ve çevresinin farklı inanç ve toplulukları bünyesinde barındıran tarihî yapısı, dönemin resmî kayıtları üzerinden ele alınıyor.
Cebel-i Bereket mebusları Meclis kayıtlarında
Şenay Atam tarafından kaleme alınan bölümde, 1908-1918 yılları arasındaki II. Meşrutiyet döneminde Cebel-i Bereket’i Osmanlı Mebusan Meclisi’nde temsil eden milletvekilleri inceleniyor.
Mehmet Reşit Efendi ve Hasan Sezai Bey’in hayatları, dönemin meselelerine yaklaşımları, bölge sorunlarına ilişkin sundukları çözüm önerileri ve Meclis çalışmalarındaki faaliyetleri değerlendiriliyor.
Bölüm, Osmaniye’nin Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki siyasi temsilini ve bölge sorunlarının Meclis gündemine nasıl taşındığını göstermesi bakımından dikkat çekiyor.
1909 olaylarından sonra yapılan yardımlar
Ahmet Caner Çatal tarafından hazırlanan bölümde, 1909 yılında yaşanan Adana Olaylarının ardından Cebel-i Bereket Sancağı’na bağlı Erzin ve Dörtyol çevresine yapılan yardımlar ele alınıyor.
Olayların bölgeye yayılması, yaşanan can kayıpları, zarar gören yapılar, gönderilen askerî ve tıbbi yardımlar ile hasar gören evlerin yeniden inşa edilmesi için yürütülen çalışmalar inceleniyor.
Yardım yapılacak hanelerin belirlenmesi, inşaat komisyonlarına aktarılan kaynaklar ve bölge halkının günlük hayatına yeniden dönebilmesi için uygulanan çalışmalar arşiv kayıtları üzerinden anlatılıyor.
Osmaniyeli memurların hayatları ortaya çıkarıldı
Aydın Efe’nin hazırladığı “Sicill-i Ahvâl Kayıtlarına Göre Osmaniyeli Memurlar” başlıklı bölümde, 1834-1887 yılları arasında Osmaniye’de doğan 17 memurun hayatı inceleniyor.
Memurların adları, baba adları, doğum tarihleri, eğitim gördükleri okullar, bildikleri diller, göreve başlama yaşları ve devlet hizmetinde üstlendikleri görevler tablolar halinde sunuluyor.
Çalışma, Osmaniye’den yetişerek Osmanlı bürokrasisinde görev alan isimlerin tanınmasına ve şehrin idari tarihinin aydınlatılmasına katkı sağlıyor.
Kadirli’nin Millî Mücadele yılları
Mikail Kolutek tarafından kaleme alınan bölümde, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Kadirli ve çevresinde yaşanan gelişmeler anlatılıyor.
Kadirli’nin işgali, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması, Kuva-yı Milliye’nin örgütlenmesi ve Tufan Bey’in Andırın ile Kadirli çevresindeki faaliyetleri ele alınıyor.
Fransız işgalinin sona erdirilmesi, Kadirli’nin yeniden işgal edilme tehlikesi ve ilçenin havadan bombalanması gibi gelişmeler de tarihî belgeler ışığında değerlendiriliyor.
Yörük Selim Bey’in faaliyetleri
Ebru Güher tarafından hazırlanan bölümde, Millî Mücadele döneminde Yörük Selim Bey’in Osmaniye ve Haruniye çevresinde yürüttüğü faaliyetler anlatılıyor.
Harp raporları ve hatıralardan yararlanılan çalışmada Yörük Selim Bey’in bölgeye gelişi, yerel direnişin örgütlenmesindeki rolü ve özellikle Haruniye’de yürüttüğü mücadele inceleniyor.
Bu bölüm, Millî Mücadele’nin Osmaniye cephesindeki yerel kahramanlarını ve halk direnişini görünür hale getiriyor.
Göç ve iskânın 170 yıllık hikâyesi
Ümmügülsüm Candeğer tarafından kaleme alınan “Cebel-i Bereket’ten Osmaniye’ye: Göç ve İskân” başlıklı bölüm, 1850 ile 2020 yılları arasındaki yaklaşık 170 yıllık dönemi kapsıyor.
Çukurova’da pamuğun önemli bir ticari ürün haline gelmesi, yaylak ve kışlak arasında hareket eden toplulukların yerleşik hayata geçmesi ve bölgeye yapılan göçler inceleniyor.
Nogay, Tatar, Çeçen ve Bosna muhacirlerinin Osmaniye ve çevresine yerleştirilme süreçleri ele alınırken muhacir, göçmen ve mülteci kavramlarının tarihsel kullanımları da değerlendiriliyor.
Osmaniye’nin nüfusundaki değişim, Osmanlı vilayet salnameleri ve farklı tarihî kaynaklardan yararlanılarak kronolojik bir çerçevede sunuluyor.
Ulaşlı Türkmenlerinin gelenekleri
Ali Doğaner tarafından hazırlanan bölümde Osmaniye yöresinde yaşayan Ulaşlı Türkmenlerinin doğum, evlenme ve ölüm törenleri inceleniyor.
Sözlü tarih çalışmalarından yararlanılan bölümde törenlerde uygulanan ritüeller, bu ritüellerin taşıdığı anlamlar ve geleneklerin geçmişten günümüze geçirdiği değişim anlatılıyor.
Bölüm, Osmaniye’nin yaşayan kültürel mirasının kayıt altına alınması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından önemli bir kaynak oluşturuyor.
Eski Osmaniye fotoğraflarıyla tamamlanıyor
Kitabın son bölümünde Ümmügülsüm Candeğer, Aydın Efe, Huriye Emen ve İsmail Okan Güney tarafından hazırlanan eski Osmaniye fotoğraflarına yer veriliyor.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi ile yabancı araştırmacıların yurt dışındaki arşivlerinden elde edilen fotoğraflar, açıklamalarıyla birlikte kronolojik olarak okuyucuya sunuluyor.
Eski yerleşim alanları, yapılar, sokaklar ve şehir hayatından izler taşıyan fotoğraflar, Osmaniye’nin zaman içerisindeki değişiminin görsel belgelerini oluşturuyor.
Osmaniye için temel bir başvuru eseri
“Osmaniye Araştırmaları I”, antik çağlardan Cumhuriyet dönemine kadar uzanan geniş bir tarihsel çerçeve sunuyor. Arkeoloji, tarih, coğrafya, sosyoloji, kültür ve siyaset gibi farklı alanları aynı eserde buluşturuyor.
Kitap; araştırmacılar, öğrenciler, tarihçiler ve Osmaniye’nin geçmişini öğrenmek isteyen vatandaşlar için önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.
Osmaniye’nin bilinmeyen yönlerini ortaya çıkaran çalışma, şehrin tarihî ve kültürel değerlerinin korunması, tanıtılması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.





