Camilerimiz Hayatın Neresinde?

İlk yapıldığı günden itibaren camilerin öncelikli amacı namaz ibadetini topluca yerine getirmek olmakla beraber, camiler aynı zamanda sosyal hayatın merkezinde yer almıştır. Asrı Saadet döneminde bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in örnekliğinde camilerin; ilim öğrenme, yabancı heyetleri kabul etme, toplantılar yapma, ordugâh, karargâh gibi kısaca devlet merkezi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Peygamberimizden (s.a.s) sonrada camiler hayatın merkezinde olmuş dört halife dönemi ve sonrasında da bu işlevini korumuşlardır. Camilerin hayatın merkezinde olduğunu, hayat ile arasındaki alakayı göstermek gayesiylebir camiden bahsetmek istiyorum. Fatih Camii’nden bahsedeceğim. Fâtih Sultan Mehmed’in kendi adına Atik Sinan’a yaptırdığı Fatih Camii ve Külliyesi, yapıldığı andan itibaren buraya yeni bir inancın hâkim olduğunu gösteren, şehrin bir tepesi üstünde inşa edildiği için İstanbul’un görüntüsüne ecdadın ve İslâmiyet’in damgasını vuran bir şâheserdir.
Ayrıca burada şehircilik bakımından benzersiz bir düzenleme tasarlanmıştı. Bütün binalar tam bir simetriye göre yerleştirildiği gibi ortasında caminin bulunduğu külliye İstanbul’un en önemli dinî ve kültürel merkezini oluşturmuştur. Külliyede neler vardı? Caminin iki yanında kuzeyinde ve güneyinde medreseler vardı. Buralar öğrencilerin hem eğitimlerini aldıkları hem de kaldıkları yerlerdi. Bunların önünde bir tarafta tâbhâne, öteki tarafta dârüşşifâ, daha ileride bir çarşı ile bir de hamam yer almıştı. Külliye içinde yer alan bu yerleşim yerlerinden biraz bahsetmekte yarar ver. Tanhâne,İstanbul’a gelen fakir kimselerin iş buluncaya, zayıf ve güçsüzlerin sığınacağı, hastahânedençıkanların sağlıklarını kazanıncaya kadar barınmaları için yapılmış hayır kurumuydu.
Dârüşşifâ bugünkü sağlık merkezi, hastane vazifesini görüyordu. Çarşı, cami merkezliydi.İnsanlar caminin hemen yanında kurulan alışveriş yerlerinde,dükkânlarda vepazarda ihtiyaçlarını görürdü. Caminin külliyesindeki hamam da İslam’ın temizlik anlayışının bir yansımasıydı. Böylelikle bir yerleşim yerinde cami tek başına bırakılmış, bir köşede yalnızlığa itilmiş, hayattan tamamen kopuk bir konumda değildi. Cami, külliyesiyle hayatın içindeydi. Bilgili ve kültürlü insanların özellikle sabah namazından sonra önünü çekerek ders halklarının oluşturulduğu,her köşesinde ilim halklarının olduğu, ilmin konuşulduğu ve tartışıldığı, sohbetlerin yapıldığı, insanların randevulaşıp bir araya gelip görüştükleri, kimsesizlerin fakirlerin sığınacak bir yer buldukları toplumun her kesimine hitap eden bir konumdaydı.
Günümüze geldiğimizde üzülerek ifade edelim ki camilerimiz sadece namaz kılınan yerler olarak görülmektedir. Bu algı ve anlayışı değiştirecek gayretlerin var olduğu var olmakla birlikte yetersiz kaldığıda aşikârdır. Toplumsal hayat, cami dışı mekânlarda stadyumlarda, alışveriş merkezlerinde, kafelerde ve kahvelerde geçmektedir.Peki ne yapmalıyız, daha doğrusu ne yapabilirzi? Öncelikle daha geniş bir ufka sahip olmalıyız. Caminin ibadet mekânına helal getirmeden camimizi toplumsal hayat ile gençlerle, çocuklarla, kadınlarla, her kesimden zengini ve fakiriyle nasıl buluşturabileceğimizin çarelerini aramakla başlayabiliriz.
Bunun içinde camilerimizi yaptırırken veya düzenlerken yeni bir anlayışla hareket etmeli, cami mimari anlayışımızı da geçmişten aldığımız ilhamla güncellemeli, camiyi sadece minare, şadırvan, abdestlik ile sınırlı tutmamalıyız. Özellikle bulunduğu yerde herkesi toplayıcı ve kuşatıcı nitelikte Cuma ve Bayram namazlarının rahatlıkla kılınabildiği,kütüphanesiyle, konferans seminer vs. için kullanılmak üzere çok amaçlı büyük bir salonuyla, sınıf veya kurs için küçük seminer salonlarıyla, sanat ve atölye sınıflarıyla, açık veya kapalı spor salonlarıyla, çay eviyle, okuma salonuyla, kafeterya veya kantiniyle büyük bir merkez camiinin bulunmasının, mahalle derinliklerinde de beş vakit namazın kılındığı küçük mescitlerin inşa edilmesinin cami kültürünü koruyacağı kanaatindeyiz. Bu konuda özellikleYurt dışındaki kardeşlerimizin inşa ettiği camiler bize rehberlik edebilir.
Yurt dışında insanlar camiye geldiklerinde alış-veriş yapabilecekleri marketler, yemek yiyebilecekleri lokanta, helal et alabileceği kasap, çay içebileceği kahvehane, tıraş olabileceği berber, maç izleyebileceği salon, çocuklarını okutabileceği okul, dini sorularına cevap alabileceği din görevlisi bulabiliyor ve diğer sosyal etkinlikleri gerçekleştirebiliyorlar.Bu önemli tecrübeyi bizde buralara taşıyabilir ve camilerimizin medeniyet inşasındaki tarihsel rolünü yeniden icra etmesine katkı sağlayabiliriz. Bununla birlikte bir hususa özellikle dikkatleri çekmekte fayda var. Toplumsal hayatta camilerimizin yeri olsun derken toplumun bir kesimini özellikle kadınları ve çocukları camiden dışlamak yanlıştır. Bütün İslam dünyasında Cuma namazına, Bayram namazına kadınlar da çocuklar da gidiyor. Onlara ayrılmış yerler var. Bu konuda ülkemizde de bir hayli mesafe alındı inşallah daha da ilerleyecek.Kadınların da çocukların da mutlaka camiye gelmeleri lazım.Zira camilerimiz kiliseler gibi hayatın dışında değil, sosyal hayatın tam ortasında yer alması gerekiyor. Bunun için gayret sarfeden, camileri hayat ile toplum ile buluşturan her faaliyeti şimdiden yürekten kutluyor ve destekliyoruz.
1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri haftası. Tüm meslektaşlarımın ve diyanet camiamızın haftasını kutlar bu hafta vesilesiyle camilerimizin hayatın merkezinde olacağı günlerin hayaliyle hepinizi selamlıyorum.
Mehmet AKDAĞ
Düziçi Müftülük Vaizi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir